|
Taylan Töral tarafından yazıldı
|
|
Perşembe, 01 Mayıs 2008 00:23 |
Taylan Töral, Evrensel Hayat / 18 Mart 2007
“Akıllı tasarım kötü bir felsefe, kötü bir bilim, kötü bir teolojidir. Aslında eski anlayışların sözcükleri değiştirilip aynı biçimde yeniden söylenmesinden başka bir şey değildir.”
Dr. Andrew Berry
“Evrim Kuramı, doğa bilimcilerin, doğayı anlamada kullandıkları temel bilginin kaynağıdır. Evrim kuramına karşı bilimsel olmayan çevrelerin tutumları, bilimsel ve sosyal gelişmeye engel olmaktadır. Bu tutumlar bir müdahaleyi gerekli kılmaktadır.” diyerek yola çıkmış olan Evrim Çalışma Grubu bu konuda önemli adımlar attı. Tartışmaların üniversitelerden çıkarılması gerekliliğinin altını çizen grup, Çankaya Belediyesi ile ortak çalışmalara başladı. 17 ve 18 Şubat tarihlerinde düzenlenen iki günlük sempozyumlar serisi, Çankaya Evrim Günleri etkinliklerinin açılış günleriydi. Bunlar gibi çalışmalar önümüzdeki aylarda da belli sıklıklarla devam edecek.
Geçen yıl Prof. Dr. Douglas Futuyma’nın verdiği konferansları hazırlayan Evrim Çalışma Grubu, bu yıl da Harvard Üniversitesi’nden Dr. Andrew Berry’yi konuk etti. Sunumu sonrası Dr. Andrew Berry ile görüştük.
S: Konuşmanız sırasında aldığınız genel geri beslemelerden ve sorulan sorulardan nasıl bir fikir edindiniz?
Y: Bunu burada belirtmem doğru mu olur emin değilim; ama aslında bu sunum geçen hafta kutlanan Darwin’in doğumgünü etkinliği olarak düşünülmüştü. Yalnız bazı nedenlerden bugüne aldık. Aslında sunumun cumartesi akşamüstüne konulduğunu duyduğumda hiç de hoşuma gitmedi; çünkü daha yeni döneme bu hafta başlayacak bir üniversitede katılımın çok düşük olacağını tahmin ediyordum. Aynı zamanda, -kendi öğrenciliğimi düşündüğümde- cumartesi akşamüstüleri böyle etkinliklere katılmayı isteyeceğim son zaman olurdu herhalde. Bu durumda, gelirken, şöyle bir 8 kişiye sunum yapacağımı düşünüyordum. Yalnız, salon tamamen dolmuştu ve bine yakın öğrenci sunum ne kadar uzarsa uzasın dinlemeye devam ediyordu. Buradan Ankaralıların sıkıcı etkinliklere alışkın olduğunu veya kapının kitli olduğunu çıkarıyorum. Şaka bir yana, tepkiyi gayet olumlu buldum.
S: Sunumunuz sırasında bilimsel köktencilikten ve bu tutumun bilime verdiği zarara değindiniz. Biraz açabilir misiniz?
Y: Bu konuda, böylesi tartışmalarda daha net görülen iki ucun olduğunu düşünüyorum. Bu uçlardan biri Harun Yahya ve çevresi gibi kendi düşüncesini ve dünya anlayışını insanlara empoze etmeye çalışmasıdır. Bu görüşte, canlıların nasıl mükemmel yaratıldıklarını ortaya koyuyorlar. Yalnız, sadece bu gibi görüşlerin altındaki çürüklüğü göstermek bana tutarlı gelmiyor. Harun Yahya gibi kişilerin kendi teolojik alanlarında kalmalarını söylemek biraz tek boyutlu bir yaklaşım. Bu bir tür bilim-din savaşı değil. Richard Dawkins örneğinde olduğu gibi bazı bilim insanları da karşı tarafa doğru bilimsellikten çıkan bir müdahaleye yönelmişlerdir. Bu konuda pek de bilmedikleri bir alan olan teolojiye ve ahlak anlayışlarına ‘bilim adına’ girmektediler; ama bu da bir o kadar köktenciliktir. Bilim, bilimsel olarak ele alınamayan bir konu ile uğraşmaz. Bu nedenle iki çeşit köktenciliğin de bu konularda bilime zarar verdiğini düşünmekteyim.
S: Dawkins ile arkadaşsınız, bu konuyu tartıştığınızda ceavbı ne olmuştu?
Y: Muhtemelen, yorumumun dar kapsamda Harun Yahya vari örneklere yönelik olarak tutarlı olduğuna hem fikir kalacaktır. Yalnız, ona göre bu daha geniş bir sorunsalın özel belirtilerinden sadece biridir. Tarihe bakıldığında böylesi birçok belirtinin ortaya çıktığı görülecektir. Bu belirtiler genel olarak Dawkins’e göre, totemsel kavrayışların bir yansımasından başka bir şey değildir. Bu noktada, mücadelesini yaratılışçılık veya akıllı tasarım gibi buzdağının görünen kısmına değil, buzdağının tamamına yöneltmiştir. Ama ben buzdağının tepesiyle yetinmeyi tercih ediyorum.
S: İnsanların en iyi biçimde evrimleşmiş olduğu iddia ediliyor. Bu bizi ileriki yüzyıllarda koruyacak mı?
Y: Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, karmaşık bir yapıya sahip olmamız insanları diğer daha basit türlerden daha üstün kılmıyor. Genetik olarak ortama uyum sağlayabilmek için en önemli avantaj sürekli genetik farklılıklar üretmekten geçer. Bu da temelde DNA’nın ne kadar eşlenmeden geçtiği ile ilgilidir. Bu konuda birkaç dakikada bir yeni nesil üreten bakteriler, her ne kadar çok basit bir yapıları olsa da, bizim gibi karmaşık bir insandan çok daha başarılıdırlar. Evrimsel olarak yaklaşık olarak her 20 yılda bir yeni nesil üretebilen bir tür, değişimlere daha zor uyum sağlayabilecektir.
Ama burada bir başarıdan bahsetmek zor olacaktır. Her tür, evrimsel süreç içinde kendine özgü korunma ve türünün devamlılığını sağlayan yollar geliştirmiştir. Bir bakteri çok hızlı evrimleşebilir; ama diğer yandan çok hızlı kıyıma uğrayabilir. Bunun yanında, bir insanı ele alırsak, doğayı değiştirme ve dönüştürme olanağı olan böylesi bir canlının gelişmesi için de yıllar gerekmektedir. Bir insanın türünü devam ettirmek için uygulayacağı yöntemler ise bambaşkadır ve belki de bizim –birey olarak- “hayatta kalma” olanaklarımız daha fazladır. Yalnız, tek hücreli bir bakteri hayatın ilk ortaya çıktığı zamandan beri hayatta kalabilmeyi başarmış ve ayrıntılı verilerden çıkarılarımıza göre birçok tür yok olurken, bu yok oluşlardan kurtulmayı başarmıştır; günümüzde neredeyse her ortamda rastlanabilen bir canlıdır ve büyük ihtimalle gelecekte -bizim bile dayanamayacağımız koşullarda- bu gezegenin üstündeki değişimlere bir biçimde ayak uydurarak genel bir tür olarak en uzun dayanacak canlıların başında gelmektedir.
S: İnsanların evrimi devam etmekte midir?
Y: Evrim süreci hiçbir zaman durmayacaktır. Yine de, insanların bugün yaşadığı kronik sırt, bel ve diz ağrıları veya apandisit gibi başımıza bela olan organlarımız, evrimsel sürecin bir yerinde oturduğumuzu göstermektedir. İskelet yapımız daha tam olarak ayakta dikilmeye uyum sağlayamamış durumdadır. Yalnız, doğal seçilimin artık bize etkisi büyük ölçüde bildiğimiz biçimden değişti. Eskiden dizinde ciddi bir problem olan bir insan büyük ihtimalle aslandan kaçamadığından elenirken, şimdi üniversitedeki derslerimize kanbur hocalar girmekte ve bunlar toplum içinde eş bularak genetik yapılarını gelecek nesillere aktarma şansını bulmaktadır. Tabi dizimdeki problem nedeniyle bugün yeterince çevik davranamayıp otobüsün altında kalabilirim; ama yine de bu çok sık rastlanan bir durum değildir.
Bu sırada tabi ki bazı özelliklerin korunduğu söylenebilir. Örneğin; AIDS hastalığına yakalanma olasılığını düşüren bir genetik materyalin giderek toplumda korunduğunu ve yaygınlaştığını görmekteyiz.
Daha iyi bir insan türünün gelişmesi için doğal seçilim her ne kadar hala var olmaya devam etse de, insalara etkisi sınırlanmıştır. Burada devreye Hitler döneminde yapılan büyük ‘seçilimler’ gelmektedir. Daha üstün olduğu iddia edilen Alman ırkı korunmuş ve diğer ırklar öldürülmüştür. Bazıları da yoksul insanların, yoksulluk geni taşıdıkları ve genetik olarak kalitesiz insanlar oldukları ve sokaklarda açlıktan ölmesinin doğal seçilimin doğru işlemesi olarak tanımlayanlar oldu. Yine de, benim şimdiye kadar böyle bir genden haberim olmadı.
Türümüzün çok yakın bir geçmişte ortaya çıkmış olması nedeniyle, görece az genetik çeşitliliğe sahibiz ve bu çeşitlilik şaşırtıcı bir biçimde ırklar arasında eşit olarak dağılmış durumdadır. Değişerek kalıtım, bize ırkçılığın hiçbir bilimsel dayanağı olmadığını da göstermektedir. Diğer yandan, insan giderek karışmaktadır, ulaşım araçlarının bu kadar geliştiği bir dönemde, keskin sınırların kalacağını pek düşünmüyorum. Yakında büyük ihtimalle, insanların çok geniş bir yüzdesi melez olacaktır. Bu durumda ırkçılık yapmak biraz zorlaşacaktır herhalde.
S: Evrim Kuramı konusunda R. Dawkins, S. J. Gould gibi uluslararası çapta adı duyulan popüler bilim yazarlarını da yakından tanıdığınız düşünülürse; bu konuda günümüzdeki çabaları nasıl görüyorsunuz ve neler önerirsiniz?
Y: Bu konu politik bir konu haline getirildi. Bu konuda müdahalelerin gerekli olduğu aşikar yalnız, kişilerin bakış açısına yoğunlaşıldığında konunun bilimsel ele alınışına bazı kişisel yorumların da getirildiğini bilmek gerekir. Gould, Lewontin gibi bilim insanlarının tuttuğu taraf sosyalizmdir ve bu açıdan ele alırlar konuyu, diğer taraftan Dawkins de daha tutucu bir taraftan konuya müdahale edecektir. Benim şahsi fikrimi soracak olursanız, Gould’ların da söylediği gibi diyalektik kavrayış temelinde ele alınan bir bilim anlayışını destekliyorum. Yalnız, bu konu bilim içinde ele alınması gereken bir konudur. Siyasi görüşünüzün savunduğunuz bilimsel doğrularınızı etkilememesi gerekmektedir.
Bu konuda en önemli tartışmalar davranışlarımızı genlerin belirlediği ve IQ (herhalde sadece belli bir IQ’nun altında olan insanları öldürmek için Hitler'in işine yarardı) gibi konular üzerinde büyük ölçüde siyasi ilerlediğini gördüğümüzden belirtiyorum. |
|
Son Güncelleme ( Pazar, 05 Nisan 2009 22:27 )
|
|
Kaynağı şüpheli 80 milyon yıllık leopar fosili resimleriyle evrim teorisine karşı çıkmaya çalışanların bazı sorulara cevap vermesi gerekiyor(teorilerinin geçerli olabilmesi için).Mesela günümüzde yaşayan canlıların sayısı soyu tükenlere göre neden daha az,hatta bir canlılnın soyu neden tükenir?.Akıllı tasarım doğru ise bu canlılar neden yok oldu.Yoksa bu canlılar ''mükemmel'' olmayan tasarımlar mıydı?Bunu kabul ettik diyelim bu bütün dinler tarafından kanul edilebilir bir görüş mü?(Akıllı tasarımın tasarımcı konusunda bir şey söylemediğini biliyorum, burda sorum bu görüşün İSLAM da yeri olup olmadığı).Evrim teorisi İSLAM da yeri vardır veya yoktur bu konu tartışılabilir fakat insanları yanlış bilibiler sunarak yanılmanın hiç bir dinde doğru olmadığı, bu işte bilinen bir gerçek.